2017 MEB Bütçesinde Yokuz!

Bütçeden en yüksek payı vermekle övündüğümüz eğitim, bilimsellikten uzak, mektep okumak ve kitap bellemekle sınırlı bir eyleme dönüşmüştür. “EĞİTİME” ayrıldığı söylenen bütçe içinde özel okul öğrencilerine sağlanan destek (öğrenci başına 2860/4000 TL arası) orta ve alt gelir öğrencilerinden esirgenmiş, devlet okulları hijyen ve güvenlik gibi en temel ihtiyaçlardan bile mahrum bırakılmıştır.

Özel eğitim kurumlarına yapılan pozitif ayrımcılıkla öğrenci sayılarında  ilkokullarda %40, ortaokullarda %72, liselerde ise %182,9 oranında artış yaşanırken,  devlete ait ilkokullarda %10,8, ortaokullarda %1,8, liselerde %18,7 oranında öğrencimiz eksildi. Devletin bütçesinden özel sektöre aktarım yapmak, zaten eğitime erişebilme şansı görece yüksek olanlarla yaşamsal ihtiyaçlarını gidermekte zorlanan en fakir kesim arasındaki makası açmaktadır. En zengin %20 lik kesimle en fakir %20 kesimin eğitime ayırdığı kapital pay arasında 44 kat fark varken, çocuklarının  aynı sınava alınması EŞİTLİĞİ SAĞLAR MI?

Eğitim bütçemizin önemli bir kalemi olan ücretsiz ders kitaplarını (ki her yıl yeniden basıyor, çöp olarak geri dönüştürüyoruz) zengin fakir herkese dağıttığımızda ADİL Mİ OLUYORUZ?

Sosyal devletin, ZORUNLU DEDİĞİ eğitime kavuşturması için desteklemesi gereken Yatılı İlköğretim Bölge Okullarının sayısında %34,54, öğrenci sayısında ise %66,07 oranında azalma meydana gelmiş, orta ve yüksek öğretim yurtları da adeta devlet eliyle özele ve hatta cemaatlere ihale edilmiş, bütçemizden desteklenmiş, kiralanmış, vergimiz  kendi elimizle taşeron yapılara aktarılmıştır. 15 Temmuz sonrası hızla kapatılan, el konulan bu kurumların bu defa yeni işletmecilerine üstelik bedelsiz devredilmesini REFORM olarak algılayamayız.

Dershane kapatma iddiasıyla başlayan süreç, birkaç bin liraya alınan hizmeti (ihtiyacı), 10-15 bin liralık temel liselerde gidermeye yönlendirdi. Son olarak belediyelerin ücretsiz ya da çok düşük ücretlerle verdiği eğitim hizmeti de yasaklanınca düşük gelirli öğrencilerin destek alabileceği tek yer okul kursları. Onlar da talep ve arz açısından sorunlu, bütçesi yok, test sisteminde temel liselerle rekabet gücü mucizelere bağlı…

FATİH projesi benzeri dev yatırımlarımız planlandığı gibi yürümedi, tamamlanmadı, yaygınlaşmadı, uygulamanın sonuçları BAŞARI olarak yansımadı. Buna rağmen artan bütçelerle destekliyoruz. Oysa akıllı tahtanın başına geçecek öğretmen atamaya para bulamıyoruz, ÖYLE Mİ?

Çağ nüfusu içinde ve ZORUNLU eğitim çağında olanlarla beraber eğitim hizmeti alan ve alması gerekenlerin sayısı sürekli artarken, eğitim bütçesinin aynı oranda artmadığı da bir gerçektir. Bütçenin rakamsal olarak büyümesi aldatıcıdır. Payın % 70 i personel ve güvenlik primleri kalemlerindedir. YATIRIMA ayrılan pay on yıl içerisinde %30 seviyesinden %8 lere gerilemiştir. 2002 Yılından bu yana eğitim yatırımları bütçeye oranla yarı yarıya azalmıştır. Evrensel bir kuraldır:  yatırımı azaltarak verimi yükseltemezsiniz!..

Peki eğitimde yatırımı nereye yapacağız?

Tek ve basit yanıtı şu: İNSANA… Akıllı binalar, akıllı tahtalar, satın alınan ama bir türlü üretilemeyen teknolojiler, ihmal edilen mesleki ve teknik eğitim, 12 yıl okutup meslek sahibi yapamadığımız çocuklar, PİSA raporlarına göre ezberleyen ama analitik düşünemeyen (problem çözemeyen) öğrenciler, ÖĞRETMENSİZ öğrenciler,..  ile ancak yerimizde sayarız. Eğer gerilemezsek tabii… 

Eğitime ve bilime yapılan yatırım, insana yapılan yatırımdır. Kısa vadede geri döner, üstelik suç oranlarını düşürür, terörle mücadelenin en önemli ayağıdır, refah ve huzur ölçeği yükselir.

2017 Yılı için ; Diyanet İşleri Başkanlığına 6 milyar 867 milyon TL, Bilim ve Teknoloji Bakanlığına 975 Milyon TL ayırıyor olmamız önceliklerimiz hakkında her şeyi söylüyor. “%98 i Müslüman olan bir ülkenin kendi dininden şüphesi mi var” dedirtecek bu “pozitif” ayrımcılık, bilim ve teknolojiden esirgenmemeli. Dünya ile rekabet edecek bir ülkenin, bilime, teknolojiye, eğitime yatırım yapması, önceliklerinde yer vermesi gerekir. Açılışlarıyla gurur duyduğumuz yatırımlarda yabancıların imzası, yatırımı, mühendisliği, işletmeciliği ile daha ne kadar övüneceğiz?

Aynı işi düşük ücretle yaptırdığımız ve çoğunlukla aynı nitelikte olmayan ücretli eğitim işçileri yanına “sözleşmeli öğretmenler” ekledik. Bir yandan tek tük atama yapılan alanlar dahil onlarca yeni fakülte, dağıtılan formasyonla “öğretmen” devşiriyoruz. Her biri dershanelere sermaye, sınavdan sınava koşuyor ve başarıyorlar(?!) da. Kapital el değiştiriyor, katma değeri yok, zaman, emek, para harcıyor, NİTELİKLİ İŞSİZ sayımızı arttırıyoruz. Mülakatların adı “güvenlik soruşturması” olmuş, anlam kargaşası içinde TORPİL VE KEFİL arıyoruz. Sınıfta olsa yurttaş yetiştirecek olan nitelikli öğretmeni “hatırlı tanıdık arama” konusunda uzmanlaştırıyoruz, kaybediyoruz.

Terör bağlantısı iddiasıyla (yargılanmadan, sorgulanmadan) ihraç edilen, açığa alınan öğretmenlere ilişkin yeni bir gelişme yok. Yetişmiş insan gücümüzün ne kadarı TERÖRİST ve NE KADAR ZAMAN öğretmenlik yaptılar, NASIL yaptılar, KİM GÖZ YUMDU… Bilmek hakkımız. Bizim vergilerimiz, bizim bütçemiz, eğitim alan da bizim çocuklarımızdı. Bu hesap hem hukuki hem idari hem maddi olarak kapanmış değildir. Yargılama ve soruşturmaların adil olarak yapılması, sorumlu ve suçluların cezalandırılması, zararların da tazmin edilmesi (masum vergi mükelleflerine fatura edilmemesi) BÜTÇEMİZ konusudur.

Halen (bir şekilde) atanmış, kadroda olan eğitim çalışanları da büyük bir gerginlik ve endişe içinde bir iftiraya, suçlamaya maruz kalır mıyım kaygısı ile mekanikleşmiş, adeta içine kapanmıştır. Eğitime dair en temel, en basit en insani tespitlerini yapamaz, eleştiri getiremez, önerilerini dahi paylaşamaz denli ürkütülmüş öğretmenlerden bahsediyoruz. Eğitim bütçesiyle ne alakası var diyemezsiniz, maaşını veriyorsunuz, sınıfa sokuyorsunuz, öğretmen de işini yapıyor(muş) gibi yapıyor. Mekanik ve ruhsuz, mutsuz ve umutsuz… Azıcık öne çıkanların, projelere imza atanların, göze batanların cezalandırıldığını tecrübe etmiş. Taciz ve istismar anketimizde gördüğümüz gibi en hayati anlarda “beni şahit yazmasınlar” deniyor.

Aynı zamanda; temsil yetkili sendikanın “utanmadan” ilan ettiği yoksulluk sınırının altında maaşlardan, adil olmayan branş-ders dağılımlarından, borçlardan ve geçim sıkıntılarından bahsetmeyi gerektirir EĞİTİM BÜTÇESİ. Öğretmene verilen değerdir.  Başarıyı OECD ülkeleriyle kıyaslarken, “her öğretmen lisans üstü eğitim alsa başarı artar” denirken, öğrenim özrünü yönetmelikten çıkaranları hatırlamaya vesiledir.

Eğitim idealizmle kurgulansa da bir maliyet sorunudur. Liyakat, kalite asla tesadüf değildir. İnsana yatırım yapan ülkeler betona, demire, silaha yatırım yapanlardan her zaman daha fazla kazanmıştır, hatırlamamız gereken bu…

Meclise gelen, aynen de geçeceğini düşündüğüm Milli Eğitim Bütçesini alkışladığımızda bir daha düşünelim. Eğitimin malzemesi insan, hizmeti veren ve hizmeti alan o. Malzemeden çalarak inşa ettiğimiz ne varsa çöker, bütçemiz de israf olur…

Cansel GÜVEN

Anadolu Eğitim Sendikası Genel Başkanı

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.