Matematikçi Ali Nesin: Ağzımı açınca lince uğruyorum

Ali Nesin farklı bir ruh, farklı bir zeka... Aziz Nesin'in oğlu çılgın matematikçi olmanın ötesinde politik ve sosyolojik yorumlarıyla da şimşekleri sürekli üzerine çekiyor. Kimi zaman Nesin Vakfı'na yapılan bağışların kesilmesini dahi göze alarak, kendi mahallesinin yanlışlarını söyleyip karşı mahallenin hakkını teslim etmekten geri durmuyor, bir başka zaman yorumlarıyla diğer cepheyi kızdırıyor. Son olarak referandum sonrası YSK kararına ilişkin sözleri ve Atatürk tartışmasına yaklaşımı büyük tartışma yaratmıştı. Kendisi de farkında. "İnsanları dürtüklemek hoşuma gidiyor" diyor.

Peki, insanları dürtüklemek Ali Nesin'in neden hoşuna gidiyor? Bu bir aydın sorumluluğu mu yoksa tuzu kuru bir adamın kaprisleri mi?

Hem eğitim hem siyaset ama asıl önemlisi Türkiye'de aydın olmak üzerine uzunca konuştuk. Bir bölümünü bu sayfadan, tamamını haberturk. com ve HT Dokun'dan okuyabilirsiniz...

YÜZ YÜZE YAZIŞTIK!

İstanbul'dan Şirince'ye doğru yol alırken başımıza geleceklerden habersizdik. Öğlen vardığımız Nesin Matematik Köyü'nde birkaç miskin saat geçirdikten sonra Ali Nesin ile röportaj yapmak üzere bir masaya oturduk. Ege kamerasını kurdu. Ece fotoğraf çekmek üzere pozisyon aldı. Derken Ali Bey geldi ve oturur oturmaz "Röportajı yazılı yapacağız" dedi. "Onca yolu boşuna mı geldik? Ayrıca kusura bakmayın ama ben prensip olarak yazılı röportaj yapmıyorum çünkü sizin cevaplarınıza göre araya girip soru sorma imkanım olmuyor" dedim kızgınlık ve hayal kırıklığıyla. Hınzırca gülümsedi, "Hayır, aralarda soru sorabileceksiniz. Yazılı yapacağız ama şimdi burada yapacağız. Gençlerin deyimiyle 'chat' yapacağız yani ama yüz yüze!" dedi. O an benden çok Ece ve Ege'nin yüz ifadelerini görmeliydiniz. Durumu kabullenip en azından video için röportajın bir bölümünü yüz yüze konuşarak yapmaya ikna ettik. "Chat" diyorsam sıkıcı bir metin gelmesin aklınıza, hayatımda hiç bu kadar "ateşli" mesajlaşmamıştım!

- Ali Bey siz Türkiye'de sözleri en çok tartışılan, en çok eleştirilen isimlerden birisiniz. Bu ülke aydınlarını boğuyor mu?

Türkiye'de farklı bir görüş beyan edilmez, vatan haini olunur, alçak olunur, dönek olunur, aymaz olunur... Çoğulculuk, çeşitlilik, farklılık hoşumuza gitmez. Bu sadece halka özgü değil, "Aydın" dediklerimizde de böyle. Çocukluğum "Vatan haini" sözleriyle geçti. Yaşlılığım da pek farklı geçmiyor. Bu röportajı yapmak istemedim, biliyorsun. Çünkü her ağzımı açtığımda lince uğruyorum, vakfa bağışlar kesiliyor.

'BUGÜN DE OLSA YİNE 'YETMEZ AMA EVET' DERİM'

- Sizin için "Vatan haini" dediklerine şahit olmadım açıkçası ancak "Yetmez ama evet'çi bir liberal" olarak tanımlayıp eleştiriyorlar. Öyle misiniz?

Tabii ki "Yetmez ama evet" diyecektim. Ben doğrusunu yaptığıma inanıyorum. Bugün olsa bugün de aynısını derim. İnsan haklarını ayaklar altına alan saçma sapan bir sistem vardı. Ülkeyi bir iç savaşa sürükleyecek kadar saçma... 28 Şubat, 367 saçmalığı, "Cumhurun başı türbanlı olamaz" aşağılaması, gerisini siz sayın... Sistem değişmeliydi. Zaten AKP'yi başımıza o sistem getirdi. Yüzde 10-15 oy alan Refah ve Selamet benzeri partilerden buraya nasıl geldik? Kendi halkını aşağılayan o sistem sayesinde. Başörtülüleri okullara almadılar. Oy isteyeceğin kitleye hangi akla hizmet hakaret edersin? Buna karşı çıktım diye bana demedikleri kalmadı. Bakın, AKP 15 yıldır iktidarda. Yarım yamalak da olsa demokrasisi olan bir ülkede bir parti 15 yıl boyunca iktidarda kalabilir mi? İktidar yıpranması diye bir şey vardır. En azından biri çıkar, "Daha iyisini yapacağım" der ve iktidara gelir. Olmuyor. AKP 15 yıl boyunca her seçimi kazandı. Çok iyi bir hükümet olduklarından mı? Hiç sanmıyorum. İşsizlik yüzde 20'leri, enflasyon yüde 10'u aştı. Savaş, huzursuzluk, terör, adaletsizlik, yolsuzluk iddiaları... Bütün bunlara rağmen bir iktidar partisi nasıl 15 yıl boyunca seçim kaybetmez? Çünkü bu halk eski rejimden öcü gibi korkuyor. "Onlar gelmesin de kim gelirse gelsin" diyor. Bu çok bariz değil mi? Şimdi her seçimi kaybedenler ve AKP'nin başa gelmesinin müsebbibi olanlar, "Yetmez ama evet"çileri suçluyorlar!

'SANILANIN AKSİNE DEVLET OKULLARI DAHA İYİ'

- Klişe bir soru belki ama gençliğin durumunu nasıl görüyorsunuz? Yeni nesil eskisinden iyi mi kötü mü yani?

Çeşit çeşit gençlik var. Bir defa gerçekten pırıl pırıl olan gençler var. Göz kamaştırıcı, göz yaşartıcı... Hayran oluyorum bazılarına. "Keşke ben de böyle bir genç olsaydım" dediklerim var. Ayrıca dahi düzeyinde zeki çocuklar geldi geçti bu köyden. Sanılanın aksine devlet okulları gayet iyiler, birçok özel okuldan daha iyiler. Özellikle taşra devlet okullarından çok memnunum.

'CUMHURİYET BOYUNCA HUKUKSUZLUKLARIN ALASI YAPILDI'

- Referandumdan hemen sonra, "367 olayında ses çıkarmayanlar bu haksızlık karşısında da konuşmasın" dediniz. Bu sözünüz de tartışmalar yarattı. Ne demek istediniz?

Neden bu tür hukuksuzluklar İtalya, Fransa, İngiltere ve Almanya'da olmuyor da Türkiye'de oluyor... Yasada açık açık, "Mühürsüz oy pusulası kabul edilemez" diyor. Kabul ettiler mi, ettiler; herhangi biri bir şey yapabildik mi, yapamadık. Geçmiş hukuksuzluk birikimi olmasa, halkımız buna alışık olmasa bunu yapabilirler mi?

- "Temel problem hukuksuzluğu içselleştirmiş olmamız" mı diyorsunuz?

Tabii ki. 90 yıllık Cumhuriyet boyunca bu tür hukuksuzlukların alası yapıldı.

- Peki siz referandumda yüzde 51'in mi yoksa yüzde 49'un mu içindeydiniz?

Tabii ki "Hayır" dedim. "Evet" diyeceğimi nasıl düşünebiliyorsunuz? Siz de beni bayağı AKP'li zannettiniz galiba! Bu referandum sonucu çok kötü oldu. Türkiye'nin felaketine neden olacak. AK Parti grup olarak Türkiye'yi herhangi bir yere götüremediği gibi tek bir kişinin başkanlığında da hiçbir yere götüremeyecektir. Türkiye bir kişinin idare edemeyeceği kadar büyük bir ülkedir. Yavaş yavaş büyük hatalar yapacaklar. Yakın zamanda Türkiye'yi çok kötü bir ekonomik kriz bekliyor. Özgürlük anlamında da sıkıntılar olacaktır. Ama gördüğümüz gibi özgürlükler kimsenin umurunda değil.

- Bu günlerde "Yüzde 49'un adayı kim olmalı?" tartışması var. Sizce ortak bir aday mı gösterilmeli yoksa partiler kendi adaylarını mı çıkarmalı?

Muhalefetin başka bir çaresi yok. Ortak aday çıkarmak zorundalar.

- Ama daha önce Ekmeleddin İhsanoğlu'nun aday gösterilmesini eleştiren isimlerden biriydiniz.

O zaman öyle bir gereksinim yoktu. Şimdi var. Ben "Levent Gültekin aday olmalı" diyorum. İnsan haklarından yana ve başkanlık sistemine karşı. Gültekin gelirse bu sistemi kaldırır.

- Siyasi tecrübesinin olmaması dezavantaj değil mi?

Daha iyi. Siyasi tecrübeleri olanların neler yaptığını görüyoruz. Ne kadar tecrübesiz, o kadar iyi.

'KEŞKE ATATÜRK KOLAY İDARE EDİLİR BİR CUMHURİYET BIRAKSAYDI'

- Laik-solcu-ulusalcı kesim sizi çok eleştiriyor. Örneğin, sizin için "Canlı bomba övücü Özgür Gündem'e desteğe giden, gerektiğinde İslamcılara omuz veren, her fırsatta Kemalizm'i eleştiren adam" demişler. Kemalizm eleştirisi yapıyor olmanız kimilerinin tepkisini çekiyor. Atatürk'e nasıl bakıyor Ali Nesin?

Özgür Gündem'e desteğe giden ben değilim, kardeşim Ahmet! Benim pusulam insan haklarıdır. Bu yüzden başörtüsü yasağına karşı çıktım, hakkaniyetten yanayım, yani adaletten ve eşitlikten. Atatürk'e ise tarihi bir şahsiyet olarak bakıyorum. Cumhuriyet'in kuruluşunda büyük yanlışlar yapıldığını düşünüyorum. Özerk bölgeler olmalıydı, öyle olsaydı bugün çok daha özgür bir ülkede yaşıyor olurduk. Sonra mübadeleyi had safhada yanlış buluyorum. Dersim katliamından Şapka Kanunu'na, Türkçe ezana ve daha nice haksızlıklardan ve yanlışlardan söz etmiyorum bile. Ama tabii olağanüstü bir insan. En büyük başarısı da Cumhuriyet'i kurmak elbette. Cumhuriyet'i kurmakla iyi etti de bize daha kolay idare edilir bir Cumhuriyet bıraksaydı çok daha iyi olurdu!

- Atatürk'e hakaret tartışmasında "Hatıraya hakaret suç olmamalı" dediniz ve yine gürültü koptu! Ne demek istediniz?

"Hatıraya hakaret" diye bir suç olamaz, olmaması gerekir; "hatıraya hakaret" ancak ayıp olabilir. Atatürk'e hakaretten değil, Atatürk'e iftiradan dava açılsaydı daha bir anlardım. Tabii bunu "Atatürk'e hakaret suç olmamalı diyor Ali Nesin" diye servis ettiler. Doğrusu ben de biliyordum öyle algılayacaklarını. İnsanları dürtüklemek hoşuma gidiyor, daha doğrusu yavaş yavaş hoşuma gitmeye başladı...

- İnsanları dürtüklemek Ali Nesin'in neden hoşuna gidiyor? Şikayetleriniz "tuzu kuru" bir entelektüelin kaprisi olabilir mi?

Türkiye'ye 1995'te geldim, 38 yaşımda. O zamanlar düşündüğümü söylemekte çok daha cesurdum ama çok tepki aldığını görünce huzursuz oluyordum, ne de olsa yaşatmakla görevlendirildiğim bir vakıf vardı. Ki vakıf da bayağı zarar gördü düşüncelerimden dolayı. Bir zaman sonra tepkilere alışır oldum, hatta zevk alır oldum! Kendime bir güven geldi nedense. Belki yaşlanmanın getirdiği bir şeydir. Zaten savunamayacağım düşünceyi de toplum içinde söylemem.

- Peki insanlara "Beni takip edin" der misiniz, böyle bir sorumluluk alır mısınız, fikirlerinize ne derece güvenirsiniz?

"Fikirlerine ne kadar güvenirsin?" sorusu hoşuma gitti. Bir matematikçi olarak her an yanılabileceğimi biliyorum ve yanıldığımı gördüğümde çark etmekte beis görmem. Bu da beni sanırım birçok kişiden üstün kılıyor.

- Aslında niyetim geniş manada Türkiye'de aydınların rolünü irdelemek. Mesela Aziz Nesin ismi ve aydın kelimesi yan yana geldiğinde akla "aydınlar dilekçesi" geliyor. 12 Eylül 1980 darbesi koşullarında yapılmış hayli cesurca bir kampanya olduğu söylenir. Peki, 30 küsur yıl sonra bugünün aydınlarının hala dilekçe ve imza kampanyaları düzenliyor olması yeterli mi?

Aydınlar üzerine fikir üretmek benim işim değil, haddim de değil. Çeşit çeşit aydın var. DGM'de el pençe divan özür dileyenini de gördüm, kahramanca "Suçsa suç" diyenini de. Tek bir aydın zümresi yok yani. Aydın denilen kişilerin sadece beyinleri ve kalem kağıtları var. Tankları tüfekleri yok. Yazıp çizecekler tabii. Bir araya geldiklerinde de imza kampanyaları açacaklar. Ne yapsalardı başka? Ankara'ya mı yürüselerdi?

- Elbette ama kendi uzmanlık alanları üzerinden ülkenin somut sorunlarına somut çözümler üretemezler mi?

Bunca yıldır aydınlar köy enstitülerinin kapatılmasını eleştirdiler ama kendileri köy enstitüsü kurmak için hiçbir adım atmadılar. Çok düşündürücü... Nesin Vakfı ve Matematik Köyü bir anlamda modern köy enstitüleridir. Şimdi bu yönde daha fazla oluşum var ve bu memnuniyet verici. Dediğin gibi aydınlar daha fazla elini taşının altına koymalı ve halkla birlikte olmalı.

'BABAMI YANLIŞ BİLİYORLAR'

- Sizi hep babanız Aziz Nesin ile kıyaslıyorlar: "O babadan nasıl böyle bir evlat çıktı?" gibi yorumlar yapılıyor. Aziz Nesin'in oğlu olmak sizin için bir yük mü yoksa bozdur bozdur bitmez bir hazine mi?

Nesini bozduracağım bilmiyorum... Yükse yük, ben şikayetçi değilim. Mücadeleyi severim. AK Parti'ye karşı mücadele verdim. CHP'ye karşı da... Bu köy öyle durduk yerde olmadı. Beni eleştirenlerden bir tanesi böyle bir girişimde bulundu mu? Beni eleştirenlerin çoğunu nerede, hangi meyhanede bulacağımı bilirim. Babam kesinlikle onlar gibi değildi. Babamı yanlış biliyorlar. Babamın had safhada laik olduğunu, başörtüsüne karşı olduğunu düşünüyorlar. Babam başörtüsüne karşı değildi. Tam tersiydi durum, hatta, "Başörtüsü okullarda tabii ki serbest olsun" diye konuştuğu bir videosu vardı.

'TÜRKİYE'NİN GELECEĞİ BİLİMDE'

- Ali Nesin politik çizgide kendini bir aydın olarak nerede konumlandırıyor?

Ben komünistim. Ne evim barkım var, ne arabam, ne de bankada param var. Her şeyi herkesle paylaşan birisiyim. Ama bunu da rejim olarak insanlara sunmaya hakkım olduğunu düşünmüyorum. Türkiye için gerekli olan özgürlüktür. Kürtlerin, Alevilerin, solcuların, sağcıların, Müslümanların özgürlüğü... Aslında Türkiye'de hep özgürlük kavgası veriyoruz. 2003 öncesi iktidarlar kimseye özgürlük vermedi. Sadece kapitalistlere özgürlük verildi.

- Matematik formülü gibi soracak olursak Ali Nesin'in kafasındaki Türkiye'nin kurtuluş formülü nedir?

Türkiye'nin geleceği bilimdedir. Türkiye orta gelir tuzağına yakalanmış durumda. Kişi başına düşen yıllık gelirimiz 10 bin dolar civarında. Bu yıllardan beri böyledir. Bunu bir türlü aşamıyoruz. Önemli bir atılım yapmadan bunu aşabilmek de mümkün olmayacak. Bu önemli atılım da ancak eğitimle, bilimle olur. AKP hükümeti de bunun ciddiyetini anlamış durumda değil. Eğitimde ve bilimde atılımın maliyeti fazla değildir. Kağıt, kalem, kitap, sınıf bu kadar... Büyük makineler, büyük yatırımlara ihtiyaç yok. Bunu yapabilirlerdi.

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.