Meb, Ayrımcılık Yapıyor!
Mili Eğitim Bakanlığı, belki de cumhuriyet tarihi boyunca örneği görülmemiş bir ceza uygulamasını/komedisini sadece eğitim kamuoyu değil, bütün ülke kamuoyunun gözleri önünde hayata geçiriyor.
 
Aslında konuyu takip eden herkesin malumu ama biz yine de kısaca özetlemek istiyoruz. 

KESK ve Eğitim Sen, ülkemizin Güneydoğu Anadolu Bölgesinde yer alan bazı il, ilçe ve mahallelerde hayata geçirilen sokağa çıkma yasakları nedeniyle binlerce öğretmenin izine gönderilmesi sonucunda on binlerce öğrencinin eğitim hakkının askıya alındığı ve günlük yaşamın sürdürülemez hale geldiğinden bahisle 29 Aralık 2015 tarihinde, üretimden gelen gücü kullanarak 1 günlük grev yapma kararı  alır.i Üyeler, bu karara uyarak ülke çapında eyleme katılırlar. 

MEB de, bu eylemi müteakip, valiliklere bir yazı göndererek, öğrencilerin eğitim hakkını engelleyen, öğrencileri ve velileri, okulu boykot etmeleri yönünde teşvik eden, görev ve yükümlülüklerini yerine getirmeyip meri mevzuata aykırı eylemlerde yer aldığı belirlenen kamu görevlilerinin tespit edilerek, Rehberlik ve Denetim Başkanlığına bildirilmesini istiyor.ii Benzer yazıların diğer Bakanlıklar tarafından da Valiliklere gönderildiğini düşünüyoruz. 

Buraya kadar normal işleyiş devam ederken, tutarsızlıklar ve hukuksuzluklar yazının Valiliklere ulaşmasıyla başlıyor.  

Öncelikle, bu grev kararı, başta Eğitim Sen olmak üzere, KESK’e bağlı 11 işkolunda örgütlü sendikalar tarafından, binlerce üyenin katıldığı basın açıklamalarıyla hayata geçiriliyor.  

Eylemden sonra valilikler tarafından soruşturmalar açılıyor, birçok il müdürlüğü eylemlerin sendikal eylem kategorisi içine girdiği gerekçesiyle, bu eylemler hakkında idari soruşturma açmıyor, açarsa da herhangi bir ceza uygulaması yoluna gitmiyor. 

Ancak İl Milli Eğitim Müdürlükleri, Bakanlık yazısında somut olarak belirtilmemesine rağmen, 29 Aralık eyleminin suç oluşturduğu yorumuyla, bu eyleme katılan öğretmen ve memurlar hakkında adli ve idari soruşturma açıyor. 

Asıl tutarsızlıklar ve çifte standartlar burada başlıyor. Kimi il milli eğitim müdürlükleri adli ve idari soruşturma açarken, kimileri sadece idari soruşturma açıyor. Adli soruşturma açılan illerden İzmiriii ve Adıyaman’da,iv “Kovuşturmaya yer olmadığına dair” kararlar çıkıyor. 

İdari soruşturma olan illerde ise tam bir komedi yaşanıyor. Bazı iller ,eylemi sendikal hak kapsamında değerlendirerek idari bir ceza uygulamazken, bazı iller maaş kesim cezası veriyor, bazı iller de memuriyetten çıkarma cezası teklif ederek dosyaları Bakanlığa gönderiyor. 

9 Eylül 2016 tarihinde, MEB tarafından 11.285 öğretmen hakkında ‘Görevden uzaklaştırma’ kararı alınıyor. 11.285 öğretmenin görev yaptığı iller Diyarbakır, Mardin, Batman, Adıyaman, Urfa, Bitlis, Elazığ, Van, Tunceli, Hatay, Konya, Gaziantep ve Iğdır olmak üzere tamamıyla Doğu ve Güneydoğu Anadolu Bölgesinde yer alan iller ve Hopa. 

Milli Eğitim Bakan Yardımcısı Orhan Erdem, 27 Eylül 2016 tarihinde, 11 285 öğretmen hakkında, çeşitli cezalar uygulanacağını açıklıyor.v 

Bu arada, öğrencilerin eğitim hakkının engellediğinden bahisle haklarında soruşturma açılan öğretmenler göreve başlatılmazken, okulların açılmasının üzerinden iki hafta geçti ve bu öğretmen ve öğrencileri henüz öğretim yılına başlayamadı. 

Türkiye Cumhuriyeti Anayasasının 9.maddesi, kanun önünde eşitlik ilkesini düzenlemiştir. Bu maddeye göre ‘Devlet organları ve idare makamları bütün işlemlerinde kanun önünde eşitlik ilkesine uygun olarak hareket etmek zorundadırlar.’vi 

Eşitlik ilkesinin, uygulama yönünden büyük önemi vardır. Toplumun ortak vicdanından kaynaklanan yasaların herkese aynı biçimde uygulanması, eşitlik ilkesinin gereğidir. Tersine durumda, insanların önce kendilerine, sonra topluma güveni kalmaz. Devlete güvenin yitmesi, karmaşaya neden olur. Oysa yasaların amacı, toplum düzenini kurup kollama, toplumdaki dengeleri sağlamaktır. Yasaların herkese eşit uygulanması, kamu görevlilerinin adaletini göstermesinin yanında, aynı zamanda onların bir yükümlülüğüdür de.vii 

Bu süreç devam ederken basında, internet sitelerinde ve televizyonlardaki tartışma programlarında konuyu bilen bilmeyen herkes, bu 11 285 öğretmenin PKK ile ilişkili olduğu gerekçesiyle görevden uzaklaştırıldıklarını insafsızca dile getiriyor.  

Öncelikle, üzerine basarak ifade etmek gerekir ki, görevden uzaklaştırılan bu öğretmenlerin tümü 29 Aralık eylemine katıldıkları için bu sonuçla karşılaşmışlardır. Yetkililer ve yetkisizler! tarafından yazılan-çizilen ve iddia edilen yakıştırmaların tümü gerçek dışıdır, yalandır. 

Bu noktada bütün kamuoyuna daha dikkatli ve insaflı olmaları konusunda çağrı yaparak, şu soruları ve çelişkileri düşünmelerini istiyoruz; 

-29 Aralık grev kararına, KESK’e bağlı 11 sendikaya üye kamu emekçileri katılırken, neden sadece Eğitim Sen üyeleri hakkında bu soruşturmalar açılıyor. Aynı eylem MEB tarafından suç olarak kabul edilirken, mesela neden Sağlık Bakanlığı, Maliye Bakanlığı, Çevre ve Şehircilik Bakanlığı tarafından suç kabul edilmiyor? 

-29 Aralık grevine Türkiye’nin 81 ilinde katılım olurken, neden sadece Doğu ve Güneydoğu Anadolu Bölgesinde görev yapan öğretmenler hakkında görevden uzaklaştırma kararı verilmiştir? Ankara’da, İzmir’de, Edirne’de ve diğer illerde görev yapan öğretmenler başka bir mevzuata mı tabidir? 

-Aynı suça (Eğer suçsa), yani 29 Aralık grevine kimi illerde idari ceza uygulanmazken, kimi illerde maaş kesim cezası, kimi illerde de görevden uzaklaştırma önlemi nasıl uygulanabilir? Anayasanın, kanun önünde eşitlik ilkesi açıkça çiğnenmekte değil midir? 

-Sendikal eylemlerin suç olmadığına dair, onlarca idare mahkemesi, Danıştay, Anayasa Mahkemesi ve AİHM kararı varken, MEB’in bu kararları yok sayarak, bu eyleme katılanlara ceza vermeye çalışması nasıl açıklanabilir? 

-MEB’in uygulamaya çalıştığı bu hukuksuzluk, önümüzdeki günlerde ulusal ve uluslararası mahkemelerden döndüğünde, bu öğretmenlerin mağduriyeti nasıl giderilecektir? Maddi mağduriyetler giderilse bile manevi olarak uğranılan kayıp, öğretmenlerin sosyal yaşamlarında oluşturdukları fakat sıfırlanan intiba, velilerin, onlara bakışı gibi hususlar, kamuoyunda terör örgütü ile irtibatlı gösterilmek gibi bir insafsızlıkla yerle bir olmuştur. Bu durumun düzeltilmesi nasıl sağlanacaktır? 

-Bu öğretmenler açısından Türk Ceza Yasası, 657 sayılı DMK ve diğer mevzuat hükümleri her zaman geçerli ve idarenin kolluk ve adliye görevlileri her zaman görevlerinin başındadır. Öğretmenlerin, bu yasalara aykırı davranışları veya herhangi bir terör örgütü ile irtibatları varsa, her zaman göz önünde ve her türlü soruşturmaya açıktırlar. Bu durum ortadayken, bir sendikal eyleme katılmaları nedeniyle bu kadar ağır maddi ve manevi mağduriyet yaşamaları doğru mudur? 

-Bakanlık yazısında, öğrencilerin eğitim hakkını engelleyen, öğrencileri ve velileri, okulu boykot etmeleri yönünde teşvik eden, görev ve yükümlülüklerini  yerine getirmeyip meri mevzuata aykırı eylemlerde yer aldığı belirlenen kamu görevlilerinin tespit edilmesi istenirken; il-ilçe milli eğitim müdürlükleri ve okul müdürlükleri, kendilerini aşıp, kraldan çok kralcı gibi davranarak, suç oluşturmayan sendikal eylemlere katılanların listelerini, Bakanlığa göndererek yetkilerini aşmamışlar mıdır? Bu görevliler, TCK’nin 118.maddesinde düzenlenen ‘Sendikal hakların kullanılmasının engellenmesi’ ve 267.maddesinde düzenlenen ‘İftira’ suçunu işlediklerinin farkında değiller midir? Bu görevliler, Bakanlık, eylem adı belirterek, bu eyleme katılanların listesini istemediği halde, sendikal eyleme katılanların listelerini Bakanlığa göndererek, bu öğretmenlerin mağdur olmasına yol açmamışlar mıdır? Bu görevliler, bu cesareti nereden almaktadır? Okullarda, ilçelerde, illerde bu yazıları imzalayan yetkililer, cezai müeyyide ile karşılaşacaklarını bilmeyecek kadar cahil midirler? Yoksa FETÖ operasyonlarında mağdur edilen öğretmenlerin tepkisizliğini, Eğitim Sen üyesi öğretmenlerden de mi beklemekteler? 

-Bu soruşturmaları illerde yürüten maarif müfettişleri yürürlükteki yukarıda sıraladığımız mevzuattan habersiz midirler? Kendilerini tasfiye etmeye hazırlanan MEB’e yaranmak için mi bu kadar hukuksuzluğa alet olarak rapor düzenlemektedirler? 

-MEB’in 11 285 öğretmeni suçlu kabul edip toptancı bir yaklaşımla, sadece sendikal eylemden dolayı görevden alıp, sonradan suçlu olduğunu tespit ettiklerini memuriyetten ihraç etme gibi sakat bir uygulamayı yapması kamuoyu vicdanında mahkûm edilmeyecek midir? 

-MEB, 29 Aralık grevini suç, bu greve katılanları suçlu olarak kabul ederken; önceki yıllarda KESK ve Eğitim Sen tarafından yapılan benzer grevleri suç, katılanları da suçlu kabul etmeyerek, çifte standart uygulamamış mıdır? Buradan, bu eylemlerin suç olduğu gibi bir sonuç çıkarılmasın sakın! KESK bir emek örgütüdür ve tüzüğünde emek, barış, özgürlük ve demokrasi mücadelesi verdiği yazılıdır ve idare tarafından da onaylanmış bir belgedir.  

Kısaca, yürürlükteki ulusal ve uluslararası mevzuata uygun olarak, sendikasının aldığı karara uyup, bir günlük 29 Aralık eylemine katılmak ne adli ne de idari anlamda bir suç teşkil etmemektedir. Bu durum onlarca mahkeme kararıyla sabittir. Yanlış olan MEB’in uygulamalarıdır. MEB, sendikal eylemleri suç kategorisine koyarak, Gezi ve Kobani eylemlerinde olduğu gibi bazı eylemleri suç saymayıp, 29 Aralık eylemini suç sayarak, suçları ayırmakta; bazı eylemlere soruşturma açıp, bazılarına açmamakta; aynı eyleme bazı illerde soruşturma açıp bazı illerde  soruşturma açmamakta, soruşturma açtığı eylemlere farklı illerde farklı cezalar uygulamakta ve sendikal eyleme katılan öğretmenleri ayrım yapmadan toplu olarak cezalandırıp, anayasanın eşitlik ilkesini ve suçun şahsiliği ilkesini ayaklar altına almaktadır. 

Bu nedenlerle MEB, bu hukuksuz eyleminden bir an önce vazgeçerek, öğretmenleri toplu olarak cezalandırmak yerine, varsa suçlu olanları yargı önüne çıkarmak için gereken işlemleri yapmalı, sendikal eylemden dolayı soruşturmaya tabi tutularak görevden uzaklaştırılan öğretmenleri tıpkı Tunceli ilindeki meslektaşları gibi görevlerine iade etmelidir.  

Doğru ve hakkaniyetli olan budur.

Abdullah Damar
Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.
Avatar
hakaann 2 ay önce

Bravoo..Cok hakkaniyetli bi yazi olmuş..