Sezer Öğretmen, minik elleri müzikle buluşturuyor!
“Hayatta müzik lazım değildir. Çünkü hayat müziktir. Müzik ile ilgisi olmayan varlıklar insan değildirler. Eğer söz konusu olan hayat, insan hayatı ise müzik mutlaka vardır. Müziksiz hayat zaten mevcut olamaz. Müzik hayatın neşesi, ruhu, sevinci ve her şeyidir.” Atatürk’e ait olan bu satırlar onun sınıfında büyük puntolarla yazılmış olarak duruyor. Sınıf öğretmeni Sezer Ortadağ, tüm sınıfına enstrüman çalmayı öğretti ve öğrencileriyle birlikte 'Minik Notalar grubunu kurdu. O, sanatın her türünü vazgeçilmez olarak gören, bildiği her şeyi öğrencilerine aktarmayı hedefleyen ve öğrettikçe öğrenen bir eğitimci, bir sınıf öğretmeni...
Aslen Kayserili, öğretmenlik mesleğine ilk olarak Mardin’de başlamış. Ardından 5 buçuk yıl kadar Bingöl Adaklı’ da devam etmiş ve yaklaşık 7 yıldır da Kocaeli Çayırova Mehmet Akif İlkokulu’nda görev yapıyor.

3. sınıf öğrencilerinden oluşan 'Minik Notalar' grubuyla 'Hangimiz Sevmedik' şarkısını çalarak büyük beğeni toplayan sınıf öğretmeni Sezer Ortadağ, Eğitim Ajansı’ndan Ayla Özdemir’in sorularını yanıtladı:
 
HAYALLERİMİ GERÇEKLEŞTİREBİLECEĞİM MESLEĞİ SEÇTİM
 
Öğretmen olmaya nasıl karar verdiniz ve neden sınıf öğretmenliği?
 S. O.:  İlkokul 2.sınıfa giderken, ayakkabısının bağcığını bağlamasını bilmediği için sürekli merdivenlerden düşen bir arkadaşımız vardı. Bir gün yine düşmüş ve burnu kanamıştı. O gün yanına gidip ayakkabı bağcığının nasıl bağlandığını öğrettim ona. Birkaç gün sonra yanıma gelip “sayende artık düşmeyeceğim çok teşekkür ederim, annem de teşekkür ediyor sana” dedi. Çocuk aklımla düşününce, birinin hayatına dokunduğumu ilk kez o an anladım. O günden sonra iki olgudan  aldığım hazzı hiçbir işten almadım. Birisi öğrenmek, diğeri de öğretmek. Eğer birilerine güzel bir şeyler öğretebilirsem, onların hayatlarına dokunmuş ve onların zihinlerinde anlamlı izler bırakmış olacaktım. Toplum içindeki statüm bir yana; sınıfta onların bir sırdaşı, oyun arkadaşı hatta kahramanı bile olabilirdim böylece. Bu hayalleri en etkili gerçekleştirebileceğim yer ilkokuldu bana göre. Bu düşünceler atmosferi, sınıf öğretmenliğini seçmemde temel etken oldu.

TEMEL YAPITAŞI İNSAN OLAN BİR MESLEK
Bu mesleği diğerlerinden ayıran en büyük özellik nedir ?
S. O.:  Bu mesleği diğerlerinden ayıran en büyük özellik, temel yapıtaşının insan olması ve bu süreçte atılan her adımın, sarf edilen her sözün, bireyin kişiliğine direkt olarak yansımasıdır. Bu yansımanın etkilerini ve doğuracağı sonuçları ancak yıllar sonra görebiliriz. Bu nedenle eğitim- öğretim sürecinde yapılacak hataların telafisi çok zordur. Öğretmenlik mesleğini sadece akademik bilgi ile yapamayız. Sabır, emek ve alın teri bu işin olmazsa olmazlarıdır.
    Başka hiçbir meslekte, en ufak menfaat gözetmeksizin size bağlı, tatillerde dört gözle yolunuzu bekleyen, size asla kin, nefret gibi duygular beslemeyen onlarca birey bulamazsınız.
Bu mesleğe en yakın meslek bana göre bahçıvanlıktır. Sınıfımızdaki her bir çocuk, farklı kokulara sahip, bizim ellerimizde şekillenecek emsalsiz birer çiçektir.

ARADAKİ GÖNÜL KÖPRÜSÜ ‘SEVGİYLE’ KURULMALI
 
 Sizce öğretmen- öğrenci ilişkisi nasıl olmalıdır?
 
    S. O.:  Eğitim- öğretim sürecindeki kaliteyi öğretmen-öğrenci ilişkisi beliler. Öğretmen olarak, öğrencilerin ilgi ve ihtiyaçlarını bilmeli, bir zamanlar kendimizin de bu yolları aşındırdığımızı aklımızdan çıkarmamalıyız. Yeri geldiğinde onların bir akranı gibi yaklaşmalıyız. Bize göre çok gereksiz ve küçük olan sorunların onların zihinlerinde ne derece devasa bir olguya dönüşebileceğini hesaba katarak yaklaşımda bulunmalıyız.  Öğrencilerin de bizi tanımasına imkân verirsek sağlıklı etkileşim kurabiliriz.
 Öncelikle arada bir gönül köprüsü olmalı. Eğer bu köprü sevgiyle kurulmuşsa, oradan bilim de geçer sanat da. Bir süre sonra öğrenciler bir işi mecbur oldukları için değil, ilgi duydukları için yapmaya başlar böylece. Soru sormaktan çekinmez, karşılıklı ihtiyaçların farkına varırlar. Bu köprüyü oluşturmadan onlara bir şeyler aktarmaya çalışırsak elimizdekiler daha yolun başındayken suya düşer.
 
BİRİNCİ SINIFTA ‘NOTA OKUMA VE RİTİM KALIPLARINI’ DA ÖĞRENİYORLAR
 
  - Sizi ‘tüm sınıfına enstrüman çalmayı öğreten öğretmen olarak’ tanıdık. ‘Minik notalar’ grubu nasıl ortaya çıktı? Kaç farklı enstrüman çalınıyor? Siz gruptaki bütün enstrümanları çalabiliyor musunuz?
 
S. O.:  Aslına bakarsanız Minik Notalar projesi yeni oluşmuş bir proje değil, yaklaşık 8 yıllık bir mazisi var. Daha önce mezun ettiğim öğrencilerimi 1.kuşak , şimdiki öğrencilerimi ise 2.kuşak olarak adlandırıyorum.  Bu projeye başlamadan önce derslerde öğrencilerime enstrüman çalıyordum bazı zamanlarda. Hepsinin hayran hayran beni izlediği bir zamanda  içlerinden biri “ öğretmenim benim en büyük hayalim gitar çalmak ama bunu nasıl yapabilirim bilmiyorum” dedi. Diğerleri de arkadaşlarına katılan cümleler sarf ettiler. O an zihnimde bir deprem etkisi hissettim. Bir çocuğun hayali vardı ve kendince en büyük sınıfına koyduğu bu hayalinde ben ona yardım edebilirdim. O gün karar verip velilerle durumu konuştum ve diğer haftaya  kadar herkese birer gitar aldık. Böylece kuşaktan kuşağa aktarılacak bir grup olan Minik Notalar doğmuş oldu. Üç ay sonra ilk konserimizi verdiğimizde sahnedeki duygularımız tarifsizdi. Bu konseri diğerleri izledi. Zaman içinde enstrüman çeşidimiz de arttı. Şu anda orkestramızda bağlama, gitar, org, davul, zil, def, ksilefon, melodika, darbuka, marakas, kastanyet ve flüt kullanmaktayız. Önümüzdeki yıl, kemençe, keman ve ney enstrümanlarını da eklemeyi planlıyoruz. Bu enstrümanların hepsini aynı düzeyde olmamakla birlikte kendim çalabiliyorum. Bazılarını birlikte öğrendik.  Örneğin çocuklar 2.sınıfta org öğrenmek istediler. Ben çok az org çalmayı biliyordum. İstedikleri için bir org ve kitap alıp birlikte öğrenmeye başladık. Şu anda benden daha iyi org çaldıklarını söyleyebilirim. Bizim sınıfta herkesin ilgi duyduğu tek enstrümanı yoktur, birçok enstrüman vardır. Neredeyse bütün çocuklar orkestradaki enstrümanların tamamını çalabilirler. Bunu da tamamen birbirlerinden öğreniyorlar. Birinci sınıfta çocuklar okuma-yazma öğrenirken bir yandan da porte üzerinde nota okuma ve ritim kalıplarını öğreniyorlar. Dört yıla yayılmış olan bir plan dâhilinde proje yürütülüyor.
 
YAPABİLECEKLERİNE İNANMALARINI SAĞLADIM
 
- Müziğe daha az ilgi duyan veya grupta yer almaya çekinen öğrencileriniz oldu mu? Olduysa nasıl dahil ettiniz onları da gruba?
 
S. O.:  Bu süreçte az ilgi duyan ve çekingen öğrencilerim oldu elbette. Herkesin mutlaka çalabileceği bir enstrüman vardır. Diğer arkadaşlarını sahnede görünce kendileri motive olup katılmak istediler. Onlarla konuşup yapabileceklerine inanmalarını sağladım.
 
MÜZİK BAŞARIYI  ARTIRIYOR
 
Müzik öğrencilerin diğer derslerdeki başarılarını olumlu yönde etkiliyor mu ?
 
S. O.:  Müzikal anlamda güzel işler başarmak ve yüzlerce seyirci önünde bunu sergilemek onların kendine güvenlerini artırıyor. Bilimsel olarak da müziğin akademik başarıya etkisi kanıtlanmış bulunmakta. Diğer derslere daha motive olmuş ve zihin olarak hazır halde başladıkları için olumlu yönde birçok katkısı oldu.
“Hayatta müzik lazım değildir. Çünkü hayat müziktir. Müzik ile ilgisi olmayan varlıklar insan değildirler. Eğer söz konusu olan hayat, insan hayatı ise müzik mutlaka vardır. Müziksiz hayat zaten mevcut olamaz. Müzik hayatın neşesi, ruhu, sevinci ve her şeyidir.” Atatürk’e ait olan bu satırlar sınıfımızda büyük puntolarla yazılmış olarak durur.
Birçok bilim adamı da müziğe ilgi duymuştur kendi çağlarında. Örneğin Leonardo da Vinci bilimsel çalışmalarına başlamadan önce çok iyi bir lir (u şeklinde telli bir çalgı) icracısıydı. Einstein ise hayatı boyunca keman çalmıştır.
 
DONANIMLI, İNSANİ DEĞERLERE SAYGILI  VE MUTLU İNSANLAR OLSUNLAR
 
 Sezer öğretmen nasıl öğrenciler yetiştirmeyi hedefliyor ?
 
S. O.:  Öncelikle insani değerlere saygılı mutlu bireyler olmalarını istiyorum. Mutlu olan kişiler zaten başkalarını da mutlu etmeyi başarabilir. Kendi sorunlarına alternatif çözüm yolları bulabilen, soru sormaktan çekinmeyen yapıda bir kişilik kazanmalarını arzuluyorum. İlk yardım kurallarından tutun da fotoğraf çekim tekniklerine kadar bildiğim her şeyi onlara öğretmeyi kendime şiar edindim. Mezun olduklarında birkaç enstrümanı iyi düzeyde çalabilen, çeşitli alanlarda hobileri olan, donanımlı birer insan olmalarını hedefliyorum.
 
BİZLERE MAZERETLER DEĞİL, MAHARETLER ÜRETMEK YAKIŞIR
 
- Meslektaşlarınıza tavsiyeleriniz nelerdir ?
 
     S. O.: Öğrenciler bizim aynadaki yansımalarımızdır. Başarı sağlamak istiyorsak uzun vadeli planlar yapmalıyız. Her öğretmenin sosyal ve sanatsal anlamda öğrencilerine bir şeyler katacağına inanıyorum. Akademik bilginin yanında sosyal ve sanatsal etkinliklerin de başarıya etki yapan bir unsur, bir ihtiyaç olduğunun farkına  varmamız gerekiyor. Çocuklarımıza kendi yeteneklerini gösterebilecek imkanlar sunmazsak başarıdan söz etmemiz mümkün değildir.  Örneğin, sanat ve spor derslerinde sürekli matematik işler ve bunu bir övgü unsuru haline getirirsek, iki tarafta darbe alır ve ömrü boyunca matematikten nefret eden bir nesil yetiştirmiş oluruz. Sistem nasıl olursa olsun bizlere mazeretler değil, maharetler üretmek yakışır. Her türlü değişime ayak uydurabilme ve sürekli kendimizi yenileyebilme yeteneğine haiz olmamız gerekiyor.
     Atatürk, yeni neslin bizim eserimiz olacağını söylüyor. Bu söz aslında çok derin anlamlar barındırıyor. Yıllar sonra eserimize uzaktan baktığımızda gerçekten vicdanımız rahatsa bu işi başarmışız demektir.


Eğitimajansı.com
Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.